Aralık 2014

Hopa-Amasra bisiklet turu

02,07.2014 Salı,fındıklı,Rize

Van'dan hopa'ya direk otobüs olmaması canımı sıktıysa da Erzurum üzerinden gelip on dokuz tünelden ardı ardına geçmek güzeldi. Kolilediğim bisikletimin zarar görmemiş olması ve kırık eşyamın olmaması yaptığım otobüs yolculuğunun avuntuları.hopa otogarının önüne(yolun ortasındaki çift şeridi ayıran çimenlikte)kolimi indiren muavinin  otobüsle birlikte toz olduktan sonra etrafıma salak bir bakış fırlattım,yardım bekledim biri el atıp kenara çekeriz diye,ilgilenen olmadı,çünkü Batum sınır kapısından uzayan kuyruk sırf tırların oluşturduğu ve Hopa'nın merkezine kadar uzanmıştı ve yardım etmek yerine sıra bekleyen şoförler direksiyon başında pinekleyip ne yapacağımı izlemeyi seçtiler.tüm parçaları yerine takıp çimenlerden yola indirdim ve Arhavi'ye 5 km boyunca sürdüm çok heyecanlı ve adapte olmaya uygun,denizden esen rüzgarı düşünüyordum bir yandan acaba hasta eder mi.Yolda tezgah açmış teyzeyi görünce fren yaptım baktım kurmuş tezgahı gözleme yapıyor ,kaşarlı-maydanozlu azda acılı, gözleme  yapan teyzenin birde sevimli bir köpeği vardı, köpekler benim korkulu rüyam olsa da iyi bir başlangıç yapıp anlaştık kendisiyle,yolda ben ne köpek gördüm,nede onlar kovaladı. 7 km sonra Rize sınırlarına girdim,Fındıklıda incir ağacının gölgesinde ton balığı konservesi yerken  iki dayı indi arabadan,selam verdiler aldık nesin necisin soruları,oo hoşgeldin,hoş bulduk, Batum'dan geliyorlarmış, çıkardılar piknik tüpünü,kırdılar yumurtaları,çay içtik sohbet eşliğinde,yorgunluk çöktü üzerime,tokluğun yan etkisi :) çadırı buraya kursam sıkıntı olur mu diye sordum yok dediler ama birine söyle çevrede olan evlere, vedalaşmadan önce Sinop'a gidiyoruz arabada yer var seni oraya kadar götürebiliriz dediler.teşekkür ettim dayılara siz beni yanlış anlamışsınız ben bir an önce gitmek istemiyorum,her yeri görerek pineklemek istiyorum.çömertlikleri için teşekkür edip el salladım uzaklaşan arabanın arkasından.sonra en yakın balıkçı barınağına gidip izin istedim elleri ağ yamamaktan  çatlamış dayıdan.gün batımından önce çadırı kurup bisikleti ağaca sıkıca bağladıktan sonra ocağımı manzaraya karşı yaktım, içine bir fincanlık su koyup iki şeker ekledikten sonra bir kaşık kuru kahve döktüm,gün kızıllaştıkça ve aşağı indikçe küçülmeye ve sonunda denizde kaybolmaya başladı.
2,gün
03,07,2014 çarşamba kredi yurtlar kurumu\Rize
sabah kalkıp çadırımda ki karıncaları dışarı atıp ağaçtan üç tane incir koparıp soyduktan sonra üzümlü kek ve kahve eşliğinde afiyetle yedim. Ardeşene ordan pazara geçtikten sonra  söğütlü köyüne girdim, yolun kenarına market köy kahvesi ve oyun salonunu açmışlar erkekler beyaz atletle  daha yaşlılar ve gençler gömlek ve t-şort'le duruyor,orta yaşlıların atletle durması can sıkıntısı herhalde. neyse aldım suyumu falan bisiklete doğru giderken masada oturan dayılardan gel bakalım buraya nereden geliyorsun?gittim oturdum amcaların yanına, anlatmaya başladım bende Musa amcaya,çay getirin dedi. önce sonra sana bazı öğütlerim olacak dedi.ama önce kaç yaşında olduğumu bil bakalım,  bakıp bakıp söyledim bir kaç,hiç biri tutmadı haliyle,çünkü çok genç gözüküyordu.91 yaşında imiş. Boğazından ne geçtiğine dikkat et. Ve devam etti,yağda balık yemem,atarım tavaya  beş balık bir çay bardağı su eklerim,katkılı ekmek yemem,odun ateşinde pişmiş ekmek yerim. Süt içerim yoğurt yerim ,su içerim,başkada bir şey yemem. Musa amca doğu Karadeniz de atmaca besleme konusunda da aydınlattı beni,ağaçların arasına ağ gerip daha önce yakaladıkları bir atmacayı öttürüyorlarmış güzel sesine kanıp gelenler yakalanıp beslemeye değer mi diye önce inceleniyor yaşlıları tercih etmiyorlarmış,sonra kafeslerde kahvenin önüne de sergilenen atmacaları göstererek her sabah buraya getiriyorlar,akşama kadar duruyor isteyen olursa satılır,arada ava giden olur,Musa amcadan izin isteyip kalktım,pedallarken kısıtlı bütçe nedeni ile su satın almayıp mümkün olduğunca çeşmelerden doldurmayı düşünüyordum,2.gün olmasına rağmen hiç su satıl almamıştım böyle devam edeyim.sağlık durumum iyi kaba etim alışmaya çalışıyor ona yapacak bir şey yok,burun akıntısı var,havanın nemli olmasından herhalde eczaneye gidip ilaç aldım aynı gün içerisinde geçti, yolda olmaktan ve hayalime pedal sallamaktan çok mutluyum.

3,gün
04.07.2014 Trabzon
sabah rizeden çıkarken ;markete sormuştum dün gelirken tepede sen nasıl çıkacaksın bu yokuşu,şöyle bakmiş yokuş bu mu biraz devam ediyor dediler çıkarım ben dedim,üç amca kendi aralarında tartışmaya başladılar çıkar,çıkamaz bende gaza gelip yokuşa doğru çıkmaya çalıştım tam tepede bitti derken bir daha başladı yokuş,vitesi küçülttükçe küçültüyorum dayılarda bakıyorlar arkamdan hala hararetle tartıştıkları belli oluyor,zorlanmaya başladım,yalpa vurdum sağ-sol olacak gibi değil indim bisikletten,etrafıma bakındım adres sorayım birine diye,arkamdan biri seslendi bunlara sorayım dedim,kısa bir süre önce arkadaşları turdan dönmüş,seni ona benzettik dediler, yurt  nerede diye sordum,şu binanın arkasında,neyseki yol düz artık yokuş çıkmaya gerek yok,odaya eşyalarımı attım ve düşe girdim,tüm gün sürülen bisikletten sonra ve yumuşak yataktan daha iyisi yoktur,bataryalar şarj edildi,elbiseler yıkandı, Rize çarşısını dolaşmalar filan,kendimi yatağa attım ve uyku,sabah dinlenmiş bir şekilde uyanıp zor tırmandığım yokuştan,hızlıca indim(tabi her yokuşun birde inişi var,iniş mi yokuş mu tercihim, tabi ki de düz yol) marketin önünde amca çay demlemiş selam verdim,yanıma bir şeyler almak için markete girdim,helal sana çıktın şu  yokuşu diğer arkadaşlar çıkamaz demişti,diyor. çay ısmarlıyor alış verişin parasını da almıyor, çok ısrar ediyorum yok diyor, başka bir şey demiyor,bir zamanlar teyo emmi fıkralarını izlemiş biri olarak şansını zorlama diyorum,teşekkür edip Trabzon yoluna düşüyorum. Celalcan Trabzonu gezdirecek sahil boyunca ilerliyorum of,araklı forum Trabzona gelince Celalcanı arıyorum,ne ara geçtin araklıdan diye sitem ediyor,yapacak bir şey yok,çarşida buluşup dolaşmaya başlıyoruz, tarihi ve bol atarlı bir şehir,sevdim burayı diyorum.kamp için Celalcanın malikanesini baya geçtiğim için forumun bahçesinden çadır kuruyoruz,gazlıocakta konserveleri ısıtıp oturuyoruz Celalcan karahindiba ile tur atıyor,Türk kahvesi  eşliğinde ayletme beni türküsünü söylüyor,gecenin içinden sesi yankılanıyor uzaklara...

4,gün
05.07.2014 Giresun


Trabzon'da sabah erkenden yola düştüm,dinlenmiş ve dinç bir şekilde.akşamdan hakan ile konuşmuştuk,bir günde gelebilir misin? Trabzon-Giresun arası 125 km,denerim şansımı,bir günde aldığım yol max 82 km idi,Van gölü turumda,neden bir daha denemiyorum,mümkün olduğunca az duracak,saate 17 km'nin altına düşmeyecek şekilde devam edersem hava kararmadan Giresun'da olacaktım.uzun yolculuklarda bisiklet taytı işe yarar, bende alıp kullanma ihtiyacı hissetmemiştim, acelem olmadan sakin bir şekilde turumu sürdürüyordum,uyduk bir kere şeytana,devamını getirelim diyerek'ten kendimi motive etmek için,turda olduğumdan haberdar olan tüm arkadaşlara mesaj çektim bu gün 125 km yapmaya çalışacağım diye geri dönütler'i ile akşam olmadan hedefime vara bileyim. Rize-Trabzon yoluna kıyasla,Trabzon-Giresun yolu daha eğimli şehir rakımları aynı olmasına rağmen yol dalgalı. Karadeniz sahil yolu geneli kıyı boyunca devam ettiğinden düzdür,gün boyu kuru yemiş ile beslendim,beş litre su ,iki litre ıce tea şeftali,bir ton balığı konservesi,bir mısır konservesi,iki barbunya pikavı,2 poğaça,beş incir,bir ağrı kesici ve bir kas gevşetici ve karahindibam ile toplam 120 kg ağırlığımız'la saat beşte Giresun'a girdik.hakanın yol tarifleri ile biraz yalpalamış olsam da dereyi takip ederek buldum evi.dağın tepesindeki evi göstererek oraya çıkacağımızı söylüyor gülerek,tüm enerjimi buraya gelmek için harcamıştım ben yapamayacağım diyorum,tamam deyip bisikleti dik bir merdivenden ve fındık bahçeleri arasından ulaşıyoruz sonunda.sıcak düş,şarj edilmesi gerekenler,elbiselerin yıkanması ve şehir gezmesi,Giresun kalesinde topal Osman ağanın mezarını ziyaret ediyorum,şehrin parlayan ışıkları,küçük şirin adası,dik sokakları,kiliseden müzesi,Suat Akgün sokağında meşhur kebapçıya giriyoruz gün içinde kaybettiğim tüm kalorileri bir kerede geri alıyorum sanki yemekten sonra. Arhavi'de turun ikinci gününde fotoğraf makinem nemden dolayı açılmadı,onu ve bisikletten düşen tableti mi tamir etmek umudu ile bir kaç yer dolaştık ama yapacak birilerini bulamadık maalesef. sokakta gördüğüm durak kütüphaneleri de ilgimi çeken ve çokça taktir ettiğim konulardan biri idi. Giresun'a ayrı bir sempati duyarak günü sonlandırıyoruz.hakan ve ailesine sonsuz teşekkürler.

5,gün
05.07.2014 petrol ofisi ordu

Giresun'da muhteşem yöresel bir kahvaltıdan sonra çarşıda ferhat oturup muhabbet sohbet ettik,ferhat adı barış mançonun türküsünde geçen Bulancak ilçesinde oturuyor,hakanla Giresun'da son bir kaç yer daha gezdikten sonra ,saat üç gibi yola çaktım,Bulancak yolunda etrafımı  altı kişilik bir bisikletçi grubu sardı,yeni bisiklet almışlar topluca tur falan yapacaklarmış çevre illere,konuşarak Bulancağa girdik.saat altı olmuş sahilde çadır kuracak yer arıyorum. Yer yok,canım sıkkın bir şekilde yola devam ediyorum.bir saat sonra durup reflektörlü yeleğimi giyip  tüm ışıkları yakıyorum.sürmeye devam burnuma bir pide kokusu geliyor aman allahım yok böyle bir koku.saat sekiz gibi öz kukul pidede bir buçuk kaşarlı gömüyorum:) ardında ikram çayları biraz abartıp yola düşüyorum.gece yolculuk yapmanın keyfini'de yaşamış oluyorum.Ordu sınırında içeri girip Gülyalı ilçesinde İnternet kafeye girip mesaj atıyorum bizimkilere,telefonum açılmıyor onu haber vermeye, bir kaç güne kadar çözerim diye,kafeye bakan abi ile muhabbet ediyoruz,teknik servisi var fotoğraf makinasını alıp oksitlerini temizliyor,teknoloji katliamı yaptığımı söylüyorum,telefon,fotoğraf makinası,tablet şimdi ne yapacan telefonsuz, yenisini alırım bir kaç güne hattımı istiyor,telefona takıp geri veriyor,güle güle kullan pek iyi değil ama hiç yoktan iyidir.teşekkür edip bizimkilere haber veriyorum gece bisiklet süreceğimi ve nerede kamp kuracağımı,cafer abim günde üç mesaj atmak şartı ile tura izin
vermişti.telefon konuşmaları ile tüm işleri yoluna koyduktan sonra devam ediyorum.oda ne ilk defa teker patlıyor,gece saat on,Gülyalı ile ordu arasında,yolun kenarına çekip yeni lastik takıyorum alel acele,anlıyorum ki uğursuz bir gün ama pes etmek yok.saat on bir buçukta gözlerim karşı taraftan gelen araçların farlarından kızarmış,gözlerimde uyku akıyor petrol ofisine girip çadır kuracak yer aradığımı söyleyince buraya kur dediler bende kırmadım ;) gece bisiklet sürmek ekstra dikkat isteyen bir şey üstelik bir o kadarda korkutucu yolun kenarında havlayan köpekler korkudan ölmenizi sağlaya bilir,birde aniden yolun ortasına fırlamışsa. tüm bu olumsuzluklara rağmen pes etmedim ve kararlı bir şekilde bu günkü yolculuğumu da  bitirdim.telefon hediye eden abinin nasihati ile günü bitiriyorum”sen iyi isen her kes iyidir,sen kötü isen her kes kötüdür.”
6,gün
07.07.2014 fatsa Ordu 1.gün

Ordu merkezde sahili dolaştıktan sonra,çarşıya girip dolaştım ve simitçi abi ile konuştuk baya,yetişecek yer nede zaman sınırlaması olmadığından gün boyu istediğimi yapma ve şehri tanımaya bol zaman ayırma şansı veriyor. Ereğli'ye kadar yol  hakkında kısa bilgiler aldım bir taksiciden,genelde taksicilere adres sormam"çok uzak ben bırakayım" derler,bisikletli olduğumdan olacak herhalde olmadı ;) ordu tüneline yöneldim, 3825 m ile yapımı biten Türkiye'deki en uzun tünel.muhteşem bir hava akımı var,yormadan hızlıca geçmenizi sağlıyor,içeride üşüdüm biraz.tünel çıkışında dalları armut dolu yalnız bir ağaca denk geldim,heybelere doldurdum, tur boyunca meyve konusunda sıkıntı yaşatmayan sağlıklı beslenmeme yardımcı olan meyve ağaçlarına teşekkürler.genel bir kontrol ile gevşeyen bagaj vidalarını sıktım,kırık sokuk yok yola devam(malzeme çantamı burada unuttum farkına vardığımda Sinop'ta idim)fatsa sahilde çadır için uygun bir yer sorduğum dayılar,ağacın altına kurdukları sofraya davet ettiler,güneş batmadan çadırı kurmam gerektiğini daha sonra katıla bileceğimi söyledim,ince kumlar ve çöp olmayan güzel bir yer gösterdiler,çadırı denize bakacak şekilde ayarlayıp yerleştirdim eşyaları,hava kapalı yağmur hafiften çiliyor,sele ve gidona yanıma aldığım çöp poşetlerini  geçirip ıslanmaması için iyicene sardıktan sonra,dinlenmeye çekiliyorum,sabah denize girerim diyorum,hava iyi olursa.
7,gün
08.07.214 fatsa Ordu 2.gün

gece boyunca yağmur yağdı çadıra çarpma seslerini bir süre sonra duymaz oluyorum,yatmaya devam.sabah uyandığımda arada çiliyen yağmurlar ve üzerimdeki mayışmışlık hissinden dolayı yola çıkmama kararı aldım,vurup kafayı öğlene kadar uyudum yağmurun altında güzel oluyor J çadırın içi serin serin.yağmur durduğunda çıkıp dolaştim sahilde deniz kabukları topladım. sakinleşen deniz tertemiz dayanamayıp girdim,çok zevkli yağmurda denize girmek.böylece Türkiye'nin dört denizinden üçüne girmiş olduk(Marmaraya burgazadada,Egeye çeşmede,Karadenize fatsada).
8,gün
09.07.2014 Samsun kredi yurtlar kurumu 1.gün
Fatsa'dan sabah erkenden yola çıktım,samsuna doğru, 120 km oldu toplam,samsuna girince yurda'da varmış olurum diye  umuyordum,fakat şehrin bitişinde imiş,30 km daha gitmek zorunda kaldım,yolda iyi yağmur yağdı neyse ki yağmurluğum ve su geçirmeyen heybelerim var.saat sekiz gibi danışmadan içeri girdiğimde etrafımı kalabalık sardı bu yağmurda,gece gece sen ne yapıyorsun? Böyle durumlarda bir kaç dakika dururum ve gülümserim,sorulan soruların birikmesini ve yapılanın çokta matah bir şey olmadığını isteyen her kesin yapabileceğini anlatmaya çalışırım.siz bir süre durunca olayda sıradanlaşıyor ve öcü olmaktan çıkıyorsunuz.soruları cevapladıktan sonra bana verilen odaya bir yayılmışım  duştan sonra krallar gibi.sabah bu kadar yol yapacağım diye yola çıkmamıştım kendimi de hazırlamadığım için yoruldum baya,uykuyu hakketim.
9,gün
10.07.2014 samsun kredi yurtlar kurumu 2.gün
Şehrin büyük olmasından yada benim çadırdan daha rahat olduğundan bir gün daha kalmaya karar verdim,bisikletin bakımıni yaptırıp telefon almam gerekiyor,malum teknoloji katlıyanımdan sonra fotoğraf ve aileme nerede olduğumu bildirmem için gerekli.karahindibamın telleri gevşemiş usta akort ettikten sonra,ön tekerin fren halatınıda değiştirmiş,bunun için ücret talep etmedi.frenin iyi çalişmaması yaptığı işi gölgede birakıyormuş,saygı duydum,yollarda süzüldüm sürüşte inanılmaz bir rahatlık var.gazi müzesini,bandırma vapurumu,amazonları ve atakum sahilinde dolaşarak akşamı getirdik,samsun güzel şehir


10,gün
11.07.2014 Yalıkent Samsun


Sabah serpiştiren yağmur ile birlikte Bafra ovasına doğru yol aldım.eğlenceli bir yolculuk olacağı sabahtan belli idi. Yağmur şiddetini artırınca köy kahvesinde çay arası verdim.çardağın altında köy ahalisi oturmuş,selam verip oturdum amcaların benden çok anlatacak  şeyleri varmış yağmur dinene kadar konuştuk.amcalar çayları ödetmediler.yola devam,kızılırmaktan geçince tarlalarda görsel şölen başladı,mısır,tütün ve pirinç tarlalarında dolaşıp yakından baktım. Yalıkent'e denize karşı boş bir tarla buldum.çadır kurdum gece domuz geldi, seslerden uyandım,aldım başucumdaki bıçağı bekledim,baktım aynı ses devam ediyor,çıktım dışarı bıçak hala elimde korkuyorum tabi,poşetmiş,tekmeleyip üzerinde tepindikten sonra geri yattım.
11,gün
12.07.2014 Sinop


Günler birbirine karıştı,önemli değil biz gezmeye  ve kafa dağıtmaya bakıyoruz. Yalıkenten  Sinopa kadar güzel manzaralar eşliğinde geçti,sahilden uzaklaşıp içeriye girdim uzun bir süre,sahile çıktığımda ise denize sıfır devam ettim. Sinopun girişinde iki yokuş vardı,günün tüm yorgunluğuna denk gelince zor oluyor sabahtan aldığım yokuşların lafını etmem ama akşama doğru çekilmez oluyorlar.Sinop üniversitesinde tek kişilik bir oda verdiler sıcak düştan sonra şehri keşfe çıktım.Sinop cezaevinde Sabahattin alinin koğuşu ve dut ağacının hikayesini dinledim. Sinoplu pala abi ile tanıştım elinde tesbihini almış Diyojen heykelinin altına oturmuş,tarihi doğrudan aktarmaktan çekinmeden.Sinop kalesi sahil ve şehir merkezinde tarihi bir han karşısında cami tarih kokan bir şehir.akşam yemeğini bir pidecide yedim(bu arada karadenizde sürekli pide yedim :) müzede çekilen 10 yakın dizi ve film var,bunların bir kısmı müze olmadan önce çekilmiş,en son çekilen dizi parmaklıklar ardında çekim alanı olan koğuş olduğu gibi sergilenmektedir.sabahattin alinin şiirleri taş duvarların soğukluğunu biraz olsun alıyor.adaleti betimleyen duvar yazıları ile dolu.tıpkı içinde adalet olmayan,adalet saraylarımız gibi.Sinopa aşık olduğumu itiraf etmeliyim.
12,gün
13.07.2014 ayancık,Sinop


Sinopa doyamadan yola çıktığım için gönlüm buruk.bu gün yolda bir iki soru cevaplamak dışında kimse ile konuşmadım.yol boyunca nadir köpek görmüştüm Sinop'tan itibaren sayıları artı.yollar artık çok yokuşlu,sırt ağrıları başladı,tekerlere fazla hava verdiğim için lastik parçalandı.malzeme çantam orduda kalmıştı,bu yüzden değiştirmekte zorlandım.sahipsiz üzüm ve armut ağaçlarının sayısı çoğaldı,gün boyunca meyve yiyebiliyorum.tabi armutları heybelere eşit bir şekilde dağıtmak gerekiyor ağırlık fazla olursa bisikleti kontrol etmek zorlaşıyor.yol boyunca nadir müzik dinledim,trafikte hareketli kazaları önlemek için,ama artık köy yollarında nadir araç geçer oldu,kulaklığı takip erkan uğur dinliyorum,hüzünleniyorum bir yanımda yeşil dağlar bir yanımda mavi deniz.ayancık sahiline varıp güzel bir yer ararken güzel insanlarla tanışıp muhabbet ediyorum.plaj işleten abi rüzgar almayan bir yer gösteriyor.gece canlı müzik eşliğinde yıldız tarlasını izliyorum.şafak vaktinden sonra başlayan rüzgar çadırı sarsıyor,etrafta uçuşan şemsiyeler ve şezlongların sesi uyutmuyor,uyku tulumunun üzerine uzanıp gün doğumunu izliyorum çadırdan.
13,gün

14.07.2014 gideros,Cide


Cennetteyim,tanrı iyi gününde olmuş olacak ki tesadüfen girdiğim yolda,muhteşem gideros koyuna çıkardı.koyun etrafına dizilmiş şirin bir kaç ev,pansiyon ve restore edilmiş bir cami.çadırı üzüm salkımlarının altına kurdum gün batımına doğru,kumsala oturdum.ördek sürüsünün zikzak çizmesini izledim.Sahilden topladığım deniz kabukları ile güzel şeyler yapıla bilir.Nurcan ablayı tanıdıktan sonra buraya tekrar gelmeye karar verdim.burada pansiyon işletiyor kendisi,muhteşem yemek yapmakla kalmıyor,muhabbeti ile insana huzur veriyor adeta.yol boyunca yokuş tırmanıp geri indim,denizden esen rüzgarla birlikte sis dağların tepesinde birikmiş güzel manzaralar oluşturuyor,rotamda en güzel yerler buralar,sakin,ıssız ve denize her an uça bilme ihtimali olan daracık yollara  rağmen,ayancık ile Cide arasında düz yol yok nerede ise,tepelerde birikmiş sisin arasından karahindibam ile geçerken temiz hava kafa yapıyor ve iniş sert oluyor.gidonun alçakta kalmasından dolayı sırt ağrılarım iyice artı,böyle devam ederse,Bartın da turu sonlandırmam gerekecek,gece koyda viyaklayan ördeklerin sesi eşliğinde uyuyorum,sabah Nurcan abla namı diğer gideros Nurcan,kahvaltısında sonra Amasra'ya doğru yola çıkıyorum.
14,gün
15.07.2014 Amasra


Gideros'tan ayrılıp Amasra'ya doğru yola çıkıyorum,yol aynı şekilde bol yokuşlu ve sessiz,Cide’nin Amasra kadar turist almamasının sebebi yol olsa gerek diye düşünüyorum.manzara kesintisiz devam ediyor.yokuşu tırmanıp bir anda virajdan sonra tepeden bakıyorum şehirlerin göz bebeğine.iki adadan oluşuyor ve biri köprü ile bağlanmış,pedal sallamadan iniyorum,şehrin merkezine kadar,turşu ve süs eşyası satan teyzelerin tezgahları rengarenk,yolda kocaman sepeti sırtına almış bir teyze yanında büyük ihtimalle kocası,yolun kenarında yürüyorlar kadın zorlanıyor belli,amcada etrafa bakınarak gidiyor,sepeti niye o taşımıyor merak ettim,doğu Karadeniz'den başlayıp Bartın'da böyle bir şeyi ilk defa görünce şaşırdım,,şehrin merkezini bisikletle dolaşmak için küçük bulduğumdan bisikleti bağlayıp dolaşmaya başladım.yurt sordum yokmuş,zorlandım gün içinde ağrı kesiciler ve kas gevşeticiler artık işe yaramıyor,kendimi zorlamak istemiyorum,denize girerek geçen üç günden sonra düş alamıyor,olmanın verdiği kızgınlıkla ve kaba etimin ağrıları dayanılmaz boyutlara ulaştı,gidip afyona bilet aldım,başlarken İznike kadar gitmeyi düşünüyordum,acılar içinde gitmektense ara verip,bir daha kine sağlıklı bir tur yapmak,neden olmasın ki.










 





 

Gökkuşağı neden kovalanır?

2010 yaz tatilinde kısa süren bir yağmur sonrası toprak kokan havayı içime çekmek için çıktım evden.
Gökyüzü berrak,kusursuz bir parlaklığa sahipti ve
 güneş ışınları havadaki su damlacıklarının içinden geçerken beyaz ışığın yedi renge ayrıldığını gözümle görebiliyorum. almak için iki ay boya fabrikasında dayanılmaz insanlara katlanarak aldığım bisikletime biniyor ve karınca yuvalarına benzeyen tepelere çıkmak için bir de mississippigibi kıvrımlı yollardan geçmem gerekiyor. neye olan özlemimdir bilmiyorum ama içimde bir yerde haykırışlarla kıvrımlı yollarda pedal çeviriyorum. tepelerinde denizi görebileceğim dağlara doğru. Serpilmiş yağmurun oluşturduğu tek katmanlı çamur lastiklere yapışıp havaya fırlıyor. süzülmenin,boşlukta sonsuzluğu yaşamanın ,zevkine varıp tekrar yere çekiliyorlar kendilerinden yana olmayan yer çekimi tarafından. teker izleri kusursuz yalpalama yok,iyi yol alıyorum,Renkleri ve denizi milyonlarca kez hayal ederek pedal sallıyorum çamurlu yollarda. gözlerimin bir şeylere olan özlemi için tüm vücut hücrelerim diktatör bir organ tarafından çalıştırılıyor.
En yüksek dağ zirvesindeyim, her boyuttan taşlar, hacmini ölçmek için dereceli kaba atılan cinsten değil bunlar.hepsi bir renkli yosuna aşık olmuş. kimi kırmızı,kimi yeşil.kimi mavi,rüzgara karşı yenik düşen  kırmızı solgun biraz . kimi turuncu içine yeşil kaçmış gibi. ve ben kan kırmızısı bisikletimi rastgele bırakıyorum yosun tutmuş taşların üzerine. okulda öğretildiği gibi solgun kırmızı yosunlar parazit değil.aşk onlarınki bir arada bulunmalarına sebep.
açıyorum kollarımı denize ve Gökkuşağı'na, gördüğüm bu renk cümbüşüne,bir süre kendimden geçmiş ona doğru gidiyorum.yağmur damlalarını içine çekmek isteyen kuru otlar,ıslatıyor ayaklarımı, oturup ağlamalı mıyım yoksa. hayır. ayaklarıma yosun tutmamış taşlar çarpıyor. oturup düşünmeye gerek yok,bisikletime doğru koşuyorum, binip pedal çevirmeden aşağı doğru sürüyorum.yosun tutmuş taşların üzerinden kayarken kendinden bir şey kaybetmiyor taşlar.kuru otlar suya özlemle damlacıkları içlerine çekmek isterken bisikletimin ön tekeri çarpıyor onlara .asitsiz damlalar havada dönerek elips çiziyorlar içlerinden geçen ışığa inat.çukurlarda zıplayarak çıkıyorum.
benimki bir peri masalı değil, ben gökkuşağının muhteşem renklerini görmüş ve coşmuş olarak daha yakına gitmek için çabalıyorum.beni büyüleyen renkler ışık kırılması mı, yoksa yağmur sularının yer kabuğunda açtığı bir delikten dışarıya çıkmış toprak olmuşların aşk sözcüklerimi ,anne karnın da görülen bir rüyamı yoksa.
çok geç yine yosun tutmamış taşlardan biri bisikletimin ön tekerleğine hızla çarpıyor, ben havaya fırlıyorum,düşünüyorum.üstümden bisikletim geçiyor gidon yok, arka tekerlek hala dönüyor içinden bulutları görebiliyorum. gözüme dik açıyla gelen güneş ışıkları beni uyarıyor.yere çarpmadan önce ellerimi açmalıyım, düşmenin etkisini azaltacaktır. hızla çarpıyorum yere, sulu otların üzerinde yuvarlanıyorum. Arada bir görünüp kayboluyor renk cümbüşü kendimden geçiyorum hissettiğim tek şey ıslak otlar. Sonrası yok. o gün bu gündür yağmur kızını kovalarım tüm yaz tatilini yatakta geçirmeme sebep olmuş olsa da.

kısaca

Çocukken bisiklet sürememiş,bu aşkı yıllarca içinde taşımız ilk bisikleti ile beş parasız Van da 500 km'yi 10 günde giderek yılların acısını çıkarmış,haritaya kırmızı kalem ile çizdiği Karadeniz(980 km) rotasını 2014 yılında gerçekleştirmiş,karadeniz aşığı olarak tüm karadeniz şehirleri ile birlikte toplam 30 şehiri dolaştı,sırbistan,bosna,karadağ,
arnavutluk,
kosova,makedonya ve bulgaristan rotasını bitirdi.bisikletin yanı sıra analog siyah-beyaz fotoğraf çekmekte,dağ yürüyüşü,zirve tırmanışı,satranç,apaçi kanosuna ilgi duymakta,Yaşar Kemal ve Gabriel Garcia Marquez büyük hayranıdır. AKÜ de öğrenci,en büyük hayali bir gün bisiklet ile VAN-ANJUGRAMAN turu yapmak
karahindiba II toplama bisikletin adı TAŞINIYORUM :)

© Gökkuşağını Kovalamak Tüm hakları fadil pala ya aittir. Giriş Fadıl Pala basın