2010 yaz tatilinde kısa süren bir yağmur sonrası toprak kokan havayı içime çekmek için çıktım evden.
Gökyüzü berrak,kusursuz bir parlaklığa sahipti ve
 güneş ışınları havadaki su damlacıklarının içinden geçerken beyaz ışığın yedi renge ayrıldığını gözümle görebiliyorum. almak için iki ay boya fabrikasında dayanılmaz insanlara katlanarak aldığım bisikletime biniyor ve karınca yuvalarına benzeyen tepelere çıkmak için bir de mississippigibi kıvrımlı yollardan geçmem gerekiyor. neye olan özlemimdir bilmiyorum ama içimde bir yerde haykırışlarla kıvrımlı yollarda pedal çeviriyorum. tepelerinde denizi görebileceğim dağlara doğru. Serpilmiş yağmurun oluşturduğu tek katmanlı çamur lastiklere yapışıp havaya fırlıyor. süzülmenin,boşlukta sonsuzluğu yaşamanın ,zevkine varıp tekrar yere çekiliyorlar kendilerinden yana olmayan yer çekimi tarafından. teker izleri kusursuz yalpalama yok,iyi yol alıyorum,Renkleri ve denizi milyonlarca kez hayal ederek pedal sallıyorum çamurlu yollarda. gözlerimin bir şeylere olan özlemi için tüm vücut hücrelerim diktatör bir organ tarafından çalıştırılıyor.
En yüksek dağ zirvesindeyim, her boyuttan taşlar, hacmini ölçmek için dereceli kaba atılan cinsten değil bunlar.hepsi bir renkli yosuna aşık olmuş. kimi kırmızı,kimi yeşil.kimi mavi,rüzgara karşı yenik düşen  kırmızı solgun biraz . kimi turuncu içine yeşil kaçmış gibi. ve ben kan kırmızısı bisikletimi rastgele bırakıyorum yosun tutmuş taşların üzerine. okulda öğretildiği gibi solgun kırmızı yosunlar parazit değil.aşk onlarınki bir arada bulunmalarına sebep.
açıyorum kollarımı denize ve Gökkuşağı'na, gördüğüm bu renk cümbüşüne,bir süre kendimden geçmiş ona doğru gidiyorum.yağmur damlalarını içine çekmek isteyen kuru otlar,ıslatıyor ayaklarımı, oturup ağlamalı mıyım yoksa. hayır. ayaklarıma yosun tutmamış taşlar çarpıyor. oturup düşünmeye gerek yok,bisikletime doğru koşuyorum, binip pedal çevirmeden aşağı doğru sürüyorum.yosun tutmuş taşların üzerinden kayarken kendinden bir şey kaybetmiyor taşlar.kuru otlar suya özlemle damlacıkları içlerine çekmek isterken bisikletimin ön tekeri çarpıyor onlara .asitsiz damlalar havada dönerek elips çiziyorlar içlerinden geçen ışığa inat.çukurlarda zıplayarak çıkıyorum.
benimki bir peri masalı değil, ben gökkuşağının muhteşem renklerini görmüş ve coşmuş olarak daha yakına gitmek için çabalıyorum.beni büyüleyen renkler ışık kırılması mı, yoksa yağmur sularının yer kabuğunda açtığı bir delikten dışarıya çıkmış toprak olmuşların aşk sözcüklerimi ,anne karnın da görülen bir rüyamı yoksa.
çok geç yine yosun tutmamış taşlardan biri bisikletimin ön tekerleğine hızla çarpıyor, ben havaya fırlıyorum,düşünüyorum.üstümden bisikletim geçiyor gidon yok, arka tekerlek hala dönüyor içinden bulutları görebiliyorum. gözüme dik açıyla gelen güneş ışıkları beni uyarıyor.yere çarpmadan önce ellerimi açmalıyım, düşmenin etkisini azaltacaktır. hızla çarpıyorum yere, sulu otların üzerinde yuvarlanıyorum. Arada bir görünüp kayboluyor renk cümbüşü kendimden geçiyorum hissettiğim tek şey ıslak otlar. Sonrası yok. o gün bu gündür yağmur kızını kovalarım tüm yaz tatilini yatakta geçirmeme sebep olmuş olsa da.

yorum yapmayı unutmayın :)

z | f

kısaca

Çocukken bisiklet sürememiş,bu aşkı yıllarca içinde taşımız ilk bisikleti ile beş parasız Van da 500 km'yi 10 günde giderek yılların acısını çıkarmış,haritaya kırmızı kalem ile çizdiği Karadeniz(980 km) rotasını 2014 yılında gerçekleştirmiş,karadeniz aşığı olarak tüm karadeniz şehirleri ile birlikte toplam 30 şehiri dolaştı,sırbistan,bosna,karadağ,
arnavutluk,
kosova,makedonya ve bulgaristan rotasını bitirdi.bisikletin yanı sıra analog siyah-beyaz fotoğraf çekmekte,dağ yürüyüşü,zirve tırmanışı,satranç,apaçi kanosuna ilgi duymakta,Yaşar Kemal ve Gabriel Garcia Marquez büyük hayranıdır. AKÜ de öğrenci,en büyük hayali bir gün bisiklet ile VAN-ANJUGRAMAN turu yapmak
karahindiba II toplama bisikletin adı TAŞINIYORUM :)

© Gökkuşağını Kovalamak Tüm hakları fadil pala ya aittir. Giriş Fadıl Pala basın