2016

Arnavutluk

Avrupa'nın Hindistan'ı olarak tarif edile bilecek bir şehir İşkodra,kargaşanın başkentine hoş geldiniz. Karadağ da gölün kenarından bisiklet sürmeye çıkmıştım,güzel kuşlar ve manzarası var demişlerdi,öyleydi gerçekten,suyu görerek bisiklet sürmeyi seviyorum,ilk yaptığım turdan itibaren böyle devam etti,deniz,göl veya dere mutlaka biri oluyor,sınır kapısında sıra beklemeden hızlıca geçtim her kesin benim kadar şanslı olduğunu söylemek zor olur,en son arabanın koltuklarını sokup arama yapıyorlardı :)
ülke harıtası
 ülkeye girdiğim anda emmiyet şeridini gördüm ilerde biter diye hemen sevinmedim,ney seki bitmedi
bir Türk firması yolu yapmış,yol kenarında köylerden Türkçe bilen çok kişi vardı,yol yapımında çalışmışlar.
küçük bir köyde çadır kurdum,göl kıyısında halk ile muhabbet sohbet derken bir baktım kahvede Türk dizisi izliyoruz,bu tarz şeyleri arkadaşlarımdan duymuştum,genelde arap yarım adasında kızlar yapıyorlardı :)
çok şey etmemek lazım boku çıkar demişler,kahvede yolda tanıştığım arkadaş ile otururken biri geldi,baya ilgili falan soruyor bir şeyler, bizde gezginiz ya,tüm sorulara cevap vereceğiz,ben polisim pasaport diye tüttürdü,olmaz öyle şey önce sen kimliğini göster dedim,bir süre bu tartışma devam etti,arkadaşım kalk gidelim adam sarhoş,kalktık pasaportu isteyen adam kasaya geçti :)
-ahanda bura senin mi?
işkodra girişi
-evet,sana para yok deyip çıktık.
biz çıkarken adam aynı şeyi tekrarlayıp duruyordu "pasaport",yav he he :)
sabah çakı gibi yola koyuldum,yol boyunca en korktuğum yokuşları arkada bırakmış,düz bir ülke ve emmiyet şeridi var,hız yapmamak için bir neden yok,Mike Bailey ile yolda tanıştık ve o gün beraber bisiklet sürdük.akşama doğru o tirana ben kukes doğru devam ettim.yolda gördüğüm bir elektrik santralinde bizim bayrak,içeriyi gezdirdiler sohbet ettik biraz,keyifli bir gün,gece bir cennet hurması ağacının altına çadır kurdum ve makarnayı ocağa koydum,gökyüzü berrak,dağın yamacında sessizlik daha ne olsun.eksik bir şey var oda su,daha önceki turlarda bir su alıp tüm turu tamamladığım oldu,burada kırsal dayım çoğu zaman ve risk almak istemediğim için çoğunlukla su satın alıyorum,tabi makarna yapınca kahve için su kalmadı,ilerde bir ışık yanıyor,gecenin karanlığında nasıl bir cesaret ise aldım matarayı feneri kapıyı çaldım,aman allahım gargamelin annesi :)
denişik bir mezar 
geriye doğru iki adım attım ve şu istediğimi söyledim,anlamayınca şişeyi kafaya diker gibi yaptım,rakiya kelimesini yakaladım,ahanda yandık karı çirkinlik abidesi birde sesi yükselmeye başladı,koşarak uzaklaştım,çocukken izlediğin çizgi film karakterinden bir gün su isteyeceğim aklıma gelmezdi,

   sabah uyandığımda bisiklete şöyle bakıp yola devam ederim,önceki gün bisikleti yormuştum,hafif seslerde gelmeye başlamış,ön göbek dağılmak üzere çıkardım,yara kremi ile yeni bilyeler dizdim ve yola devam ettim en yakın şehir 35 km ilerde,şehre 15 km kala bilyeler yola  dökülmeye başladı :)
çocukken ne oynardık be 
başladım otostopa,büyük araçlar çok seyrek geçtiği için baya bekledim.bir süre sonra bir hafriyat kamyonuna attık ve yola koyulduk yol baya eğlenceli şarkılar türküler eşliğinde gittik,ben o ara telefonu şarja taktım o son görüşüm oldu,şehirde inip bisikletçiye vardığımda hatırladım tamirden sonra mola verdiğimiz kafeye gidip adamı sordum bir gün sonra buldum adamı yeminler etti burada değil diye, buda böyle bir anımız anlatırız diye yola devam ettim.
tabı kosova ile kukse arasındaki yolu iki kere gidip geldim o gün kamyonu bulurum diye.
güzellikler 
yolda tanıştığım insanlara sonsuz minnet borçluyum,ihtiyacım olan anlarda hep yanımda oldular,konyada 7 ay önce misafiri olduğum mehmet yıldırım mesaj attı,prizende akşam kahvesi içtik :)
devamı kosova yazımda




MONTENEGRO(karadağ)


ismini telaffuz ettiğinizde o ülkenin halkı,yaşadıkları ülkenin ismini duyunca size hiç avel avel baktı mı :)
çok garip bir duygu ulan,acaba yanlış bir şey mi söylüyorum dedirtiyor,bizim koyduğumuz isim,üstelik kültürel olarak ta çok yakınken,bu kadar mı uzak olur.
bosnadan karadağa geçerken manzara
   Ülkenin çok dağlık olmasından kaynaklı sanırım verdiğimiz isim. Bosnanın trebinje şehrinden itibaren başlayan dağ yolu,beni yeni yollar aramak durumunda bırakınca,telefonda kullandığım harita uygulamasında ülkeye giden ve yokuşu olmayan yollar aradım ve buldum,karadağın sınırına yaklaşınca kontrol noktasının olmadığını gördüm,vadi içerisinde uzanan ve iki köy arasında devam eden bir toprak yol,ülkeye kaçak girmek istemediğim için aynı yolu geri gelip,yokuşlu yolun başında uzun uzun baktım,yol ormanda kaybolup gidiyor ve dağın zirvesi bulutların içinde.
bahçelerinde çadır keyfi :)
masaldan farksız 
   müzik çaları takıp keyifli bir şarkı açtım ve tırmanmaya başladım.yolda mamedova ve ceylan ertem her gün beni hüzünlendirip neşelendirdiler. 17 km'lik yol üç saat sürdü, kontrol noktasına vardığımda bir polis arkadaş diyip durdu,bildiği tek türkçe kelime bu idi sanırım :) karadağın bosna sınırından itibaren çok az pedal çevirerek karadağın arnavutluk sınırına kadar olan keyif yolculuğum böylece başladı :) 200 km yol ve sürekli iniş daha ne olsun. bu ülke sıradan bir monotonluk ile devam etti,önce niksic varıp şehirde biraz turladıktan sonra danilovgrad varıp çadır kurmak için bir ev sahibinden izin aldım,bahçesinde çadırı kurup sohbete başladım,kültür alış veriş böyle başlıyor sanırım,meşhur yapılar ile fotoğraf çekmek arka planda.

:(
Mitrovic ailesi ile muhabbet sohbet gecenin geç saatlerine kadar devam etti,evin hanımı şimdiye kadar içtiğim en iyi türk kahvesini yaptı, o likör kahvenin olmasa olmazı :) sabah kahvaltı yaptıktan sonra o harika kahveden bir tane daha içip,başken podgorica ya doğru devam ettim. yolda bir kaç köpek ile kovalamaca oynadıktan sonra başkentte ilgi çekici bir şey bulamayıp,şehir pazarı,şehir dışındaki kaya ve dere yataklarını gezdikten sonra kale etrafında uzanan derede ördekleri izleyip,işkodra gölü kıyılarında gözleme kulelerinde etrafı seyredip iki günde geçtiğim yolu düşünüp keyfini çıkardım. plan yapmadan gitmiş olmama rağmen aklımda arnavutluk yoktu,sınır kapısı 5 km ilerde iken gitmemek olmazdı :) albüm

Bosna hersek

başlamadan önce not iliştirmek adet oldu,sebepsizce yıllarca söylenen yalanlar, evet bize yalan söylemişler,halbuki yevtuşenko gençlere yalan söylemeyin diye uyarmış.
mostar köprüsü
trebinje arslanagic köpsürü
selim ve yolda tanıştığım arkadaş
Klasik bir Bosna gezisi değil cami ve taranmış bir bina yok bu yazıda,bu konuyu emekli olup,kahvede taş dizerken konuşurum belki.(emekli olmak gibi planlarım da varmış :) )Bosna buradan gözüktüğünden çok farklı,yada bize anlatılandan.öncelikle harika bir doğası var ve tamamı ormanlarla kaplı.bisiklet ile her an insanlar ile yüz yüze ve iç içe olduğum için bir birimizi yakından tanıma fırsatımız oldu. sinir kapısından girdim polis laubali gevşek gevşek hareketler,ney seki yanımda bir paket kuru yemiş var.yerken çırpınmasını izledim.bu gelenek oldu bende sınır kapısına gitmeden önce atıştırmalık bir şeyler aldım yanıma. Çadır kuracak uygun bir yer ararken boş bir tarla buldum yanındaki evden izin almaya gittim, adam bana ne dedi, iyi bari hadi yatay im diye çadırı kurdum,içeri girdim, herif polis ile çıka geldi hayda. bu durum için bildiğim bir kaç okkalı küfür var ama etmeyim şimdi,o anda derdimi anlatacak kadar İngilizce bildiğimi fark ettim,halbuki sınavlarında hep kaldım :) sabah devriye gelecek onlardan önce gitmiş ol,deyip gitti. sabah uzaklaşırken adama el salladım :) o gün vadi içerisinde yola girdim iki gün sonra ancak bitti,dere yol ve hiç bitmeyen o güzel manzara,milici adli kasabaya kadar rahat(aratırsanız Sırp cumhuriyeti olarak çıkacak) geldim. sonrasında yaylara çıktım orada kalmak isterdim fakat inişler harika olduğu için duramadım,İnternet ten tanıştığım saraybosna da ki bisikletçi arkadaşsa ulaşmak için biraz hızlı gitmem gereken bir günde yağmur yağdı.

seçkin bisiklet ve haşerox desteği ile KOBİT forması 

 işte o gün ben ne arıyorum lan burada dedim,sabah başlayıp akşam duran ve hiç ara vermeden musluk gibi aktı gitti,çantalarım su geçirmez sanıyordum değillermiş,yağmurluk su alır mi,aldı.
şikayet ettim bulunduğum durumda,aslında böyle bir seçeneğim yok,çünkü tamamen kendi isteğim ile orada idim.
genç kampçı :)
garajı çay odasına çevirdin diye espisi yapan çek vatandaşi :)
karahindiba nefes kesen manzarayı izlerken :)
Son bir gayret ile ravna romanija köyüne vardım, aynı isimli dağa tırmanırken,garajın içerisine çadır kurmuş ve beni çağıran bir bisikletçi gördüm, saraybosna ya varıp selimde bir gece kaldıktan  sonra nereye  doğru gitmem gerektiğini konuştuk çünkü hiç bir planım yoktu. bana tribinjeye gitmem gerektiğini söyledi, iyi ki de söylemiş :) arkamda bıraktığım vadi dere ve yol, beş gün daha devam etti,çok güzel anlar ve özel insanlar ile tanıştım. üzüldüğüm ve ağlama derecesine geldiğim anlarda oldu. fakat enteresandı,Adım başı kültür değişiyor ve ben kendimi başka bir dünyada buluyordum,beni misafir eden bir ailede konyak yapımını izledim,bir ilahi grubunun solisti ile tanıştım ve oğlu ile birlikte çadırı kurduk. çantamda Gökkuşağı çizmek için taşıdığım boya kutumu ona verdim.,atalarımın hatalarında sorumlu tutuldum,gittiğim bir düğünde,oturup dertlerini dinlediğimde bir şeylerin yanlış yapıldığını anlıyorsunuz,Savaş müzelerini gezdim,taranan binalar gördüm, savaş turizminin açı gerçeği ile tanıştım. Çok sevimli bir köpeğin saldırısından iki kişi zor kurtardı. çantamı yırttı, bu olaydan bir dakika sonra deliler gibi güldüm ve bisikletimi dağların ülkesi monteneğro ya doğru sürmeye devam ettim.



Sirbistan

Merhabalar
Acilarim beni sarip yok etmeden once gitmem gerekiyordu,sartlari cok fazla zorlayip tum hazirliklari tamamladim,kendim yola hazirdim fakat göbegim ve bacaklarim o kadarda istekli degildi,beni yipratan gergin is ortamindan sonra,kendimi yollara vurdum yetmedi abimde adsiz bisikleti ile eşlik etti ve macera başladi.afyona
Uçağa böyle aldilar
gidip geldikten sonra tüm şartlar sağlanmiş oldu,atatürk havaalanindan belgrad uçağına binip nikola tesla havaalaninda indim.pasaport ivirzivir işlerini hallettikten sonra içerde bisikletimi topladim,beni izleyen türk turist kafilasinin sorularinida cevapladim o arada tabi :) sonra dişari çıkıp içime oksijeni çektim istediğim şey buymuş karahindibam ile yolda olmak.şehirde
Kazadan sonra 
bir kaç tur attim,çadir kurmak için uygun bir park buldum ve alişveriş yapmak için markete giderken mazgala takilan ön teker benimde ağir olan çantalari dikkatsizlik sonuçu öne takmam,tekerin iyice mazgala oturmasina neden oldu ve cok hizli bir şekilde bir kaç takla attim.çimlere
Nasil yaptiğimi defalarca anlatmam gerekti:)
düştüm neyseki hizlica kalkip arkama baktim,trafik tikanmiş,bisikletin maşasi kullanilmayacak durumda,biri gel hastaneye gidelim diyor,eşyalarimi topluyorlar,ben sersemlemiş bir şekilde bekliyorum,bende bir şey yok,iyi diyorum en fazla yeni bisiklet alip devam ederim,bir süre ne yapacağima karar vermek için yolun kenarinda bekledim.sonra bisikletçiye götürüp yeni maşa ile devam etmek için taksi aradim,beni götürmesi için fakat kimse bisikleti almayi kabul etmedi,bisikleti orada kilitleyip çantalar ile tamirci aradik durduk tüm gün,pazar olduğu için kapali hepsi,bulduğumuzda malzemesi yok,bu arada taksicinin canina minnet,tüm şehri gezdik bir kaç farkli taksi ile,hostele yerleştim ve pazartesi şansimi tekrar denemek için devam edecektim.bu arada taksimetre çildirdi adam çok mutlu olduğu için bisikleti almayi kabul etti,o gün 50 € verdikten sonra ertesi gün yuruyerek bir bisikletci buldum,adamlarda her şey var,fakat yarin gel diyorlar :)


olmaz bende yardim edeyim bitirelim bu gun,tabi yol boyunca en iyi arkadaşim olan google transtet ile anlaşiyoruz,sonra bir usta geldi,kesti biçti,uydurdu,yetmedi frenleri biraz aşaği indirmek için,fren bacaklarini matkap ile deldi,o zaman ibrahim abiyi hatirladim,sprel ve cekicin ne kadar önemli olduğunu kendisine haksizlik etmişim özür diliyorum:)
Tüm sorunlari halledip yola çiktim,sabaća doğru.

Şunu açiklamada fayda var,bu bir yariş değil,kaç km yol umrumda değil,bu gazete için yazilmiş ve okuyucu çekmek için yazilmiş bir yazida değil,yazim hatalarida umrumda değil.burasi benim dünyam,burada kral benim :)
 şaka şaka
 kazazedenin ayağa kaldirilmasi bana pahaliya mal olmuştu,iki gece hostele para vermiş taksiye ve bisikletçiye. Şehir hayati bana göre değil,diyip girmiştim köy yoluna,belgradan bosnaya kadar yollarin dümdüz olmasi çok iyi geldi,ben kendimi dağlara hazirlamiştim fakat onlar beni ilerde bekliyormuş:)
 üç gün devam eden kocaman bir ovada bisiklet sürdüm,iki şeritli bir yol,emiyet şeridini arnavutlukta görecektim ancak,ve tüm ülkenin trafik kazasinda öldüğüne beni inandiran yol kenarındaki anitsal mezarlar,bosnada çok abartilisini görecektim,makedonyada bağış kutulari eklenecekti birde.
loznicaya kadar misir tarlalari devam etti,ve mali Zvornik ten bosnaya bir akşam üzeri geçtim,ülke o kadar düzdü ki tadi damağımda kaldı :) sirbistana karşi çok önyargiliymişim her şey yolunda gitti,insanlar çok kibar ve cana yakin temiz ve sakin, Sirbistanda dört  gün boyunca tercübe ettiğim kadari ile.
fotoğraf albümü Görüntülemek için tıkla

adsız bisikletin macerası

sapanca gölüne gitmek için bisikletleri eyüpten sirkeciye kadar sürüp,metroya attık,attık dediğime
bakmayın koridorların çoğunu bisiklet ile geçtik,yürüyen merdivenlerden indirdik ve kartalda inip,şehrin yarı trafiğinden kurtulmuş olarak devam ettik,bir diğer yarısı bizim körfeze kadar gitmemize izin verdi,akşam olunca çadırı kurup sıra bekleyen yük gemilerini izledik.çadır,yemek gece manzaraya karşı çay içmek bunlar harika şeyler,çayı yapmak için benzinli ocak kullanıyorum,arada benzin bitiyor tabi benzinliğe gittiğimde plakam olmadığı için,tc kimlik numaram ile her yerde benzin almışımdır,gece yarısı yemek yapacakken benzin bitti ve petrolde görevli arkadaş inatla araçlar dışında kimseye benzin satmadığını söyledi,
öyle kaldık. etrafta biraz odun toplayıp öyle yaptık neyse ki.
sabah güzel bir kahvaltı yapıp devam ettik, ve istediğimiz gibi göle sıfır bir kamp alanı suyu ve tuvaleti üstelik ücretsiz bir yer bulduk :) birde bizim gibi çadırda kalan bu amca ile oturup kahve içtik akşamları.sabah sapanca gölünün manzarasına karşı kahvaltı yapıp yoğun oksijeni içimize çektik.sonra çadırımızın önündeki banka oturup gün boyu kitap okuduk,kitaba ara verip bisikletlere bakım yaptık,akşam olunca çayımızı demleyip yıldızları izlemeye devam ettik.sonraki gün için afyona gidelim dedim abime "gele bildiğim kadarını geleyim" dedi.bisiklete pek güvenmiyorum,tekeri her an kopacakmış gibi :) tekeri kopmadı ney seki,tekeri bile patlamadı. Kartepe belediyesinden başlayıp,bereketli Pamukovadan geçip,Bileciğe yakın kamp attık,çok güzel bir yer olduğunu sabah olunca gördük,yakında buraya geri dönüp tekrar kamp yapacaktım :) gece domuzcukları dereye hünharca atlama sesleri eşliğinde gök yüzüne baktık.bir sonraki gün için hazırız, Eskişehire doğru yola
çıktık,orada topladığımız domatesler ile yaptığımız kahvaltıdan sonra,ağaçlar azalmaya dağlar görünmeye başlayınca bizde yorulmaya başlıyoruz.durup çok fazla fotoğraf çekiyoruz,çünkü abim fotoğrafçı ve çok heyecanlıyım,daha önce 50 km üstü bir yolculuğa çıkmamış,biz her gün 100 km yapıyoruz,Eskişehir'den afyona geçerken buna 30 km daha ekleyeceğiz,her gün biraz yokuş biraz daha uzun yol,Eskişehir'de bizi misafir eden güzel bir dost ile buluşup şehrin kalbinde bir gezintiye çıkıyoruz.uyku tulumunda
uyumak yok bu gece ayaklarımı savura savura yatacağım.telefonlar makinalar,yedek piller evdeki tüm prizlere takılıyor,50 krş çay bulunca iskemleye çöküp abanıyorum çaya,sabah sabah yokuş ile başlıyoruz,akşama doğru bizi neyin beklediğini az çok tahmin ediyorum,afyona 130 km var ve seyit gaziden geçerek gideceğiz,meşhur frig vadilerinin bir kısmını da göreceğiz,en önemlisi bu gün tırmanıp geri ineceğiz ve tekrar tırmanacağız.bir ara bor madeni  çıkarılan kırka köyüne geldik afyona 50 km var,ama biz 1043 rakımdayız,afyon 21 metre  aşağıda :)afyon-eskişehir il sınırı bizim için çok ilginç ve sıra dışı oldu,eskişehirden geldiğimiz o çok kötü yol bitti ve 4 şeritli cam gibi yol başlarken,çam ormanı bir anda geride kaldı.yolun büyük bir kısmını hızlı hızlı gidip yapacağım balkan turuna hazırlıyorum kendimi,cafer gazlıgöl girişinde köpeklere yakalanmış ve düşmüş bisikletten,neyseki kendisinde ve bisiklette hiç bir şey yok.
abim ile böyle bir yolculuğa çıkabilecek kadar şanslıyım,cedric in hep dediği gibi eğer abinizle istanbuldan afyona 75 tlik bir bisiklet ile seyahat ediyorsanız hayat çok güzel :)

video

 düştükten sonra çekilen video yoldan:


 

yoldan biraz biraz

 bir süredir istanbul afyon arasında gidip geliyorum ve bu yolculuklardan çok keyif almaya başladım her defasında yolu değiştirerek İstanbula farklı bir yerden giriyorum.
 pazartesi sabahı tüm arkadaşlarım tın tın okula giderken ben devesini yüklemiş bedevi gibi çıktım yola kendimi kaybetmiş gibi sürdüm,baharı bekleyen tarlaları,koyun sürülerini ve koyunları koruyan çoban köpeklerini geçtikten sonra Kütahyada  haritada görünen kervansaraya büyük umutlar ile girdim sonuç hüsran,eski bir AVM'nin çakması,içerde bir çayhanede çay ısmarlayan abilerle bir süre muhabbet ettikten sonra,tekrar koyuldum yola. porsuk göletinin kıyısına çadırı kurup gece için odun topladım ve akşam yemeği için aldığım yeşil fasulyelerin kılçıklarını ayıkladım :)göl şehrin kırlı suları ile beslendiği için kirlenmiş.gece harika bir manzara vardı. samanyolu tüm şeffaflığı ile görünüyor.
 yeni bir gün; harika bir manzara ile uyandım,sabah ev yapımı tarhanamı pişirip yola düştüm,kamp yemeğini makarnadan öteye taşımaya kararlıyım, bu aralar
bilecikten geçerken aklımda kalan çok güzel bir yer var, oraya ulaşıp çadır kurmayı düşünüyorum. tüm gün aklımdan çıkmıyor. terk edilmiş vagon ve ormanda kaybolan tren rayları,çekmek için tripotu kurup makinayı taktığımda birde bakıyorum fotoğraf makinamdan tık yok. o an domuzcukların yüzdüğü dereye atmamamın sebebi şarjının bitmiş olabileceği ihtimali.telefonu  çıkarıp çekiyorum sonra,sabah çadırı ıslak topladığım için serip kurumasını bekliyorum,çevreyi kontrol edip doğadan faydalanacak ne var diye bakıyorum,duş torbamı dereden doldurup ısınması için ağaca asıyorum.dere kenarında domates ve ısırgan otu topluyorum akşam ziyafet var :)bu gece vagonun içinde uyku tulumu ve mat ile yatacağım sadece,iyi bir kampın olmazsa olmazı ateşi yakıyorum.
yep yeni bir gün;  sabah sağlam bir kahvaltıdan sonra yol boyunca üzüm bağlarında ara ara durup enerji depoluyorum,iznik yoluna girip 10 km boyunca yüzde on eğim ile tırmanınca iyice bitiyorum,manzara harika,bir ara tarlaya dalıp bir şeyler yiyip devam ediyorum.öğlen yemeği yapmak için durduğumda bir bisikletçi geçiyor Marco Martinelli oturup beraber yemek yiyoruz,ne zaman ve nasıl öğrendiğimi bilmediğim bir İngilizce konuşuyorum. makedonyada görüşmek için   sözleşiyor ve ayrılıyoruz,o iznikte duruyor ben istanbula devam ediyorum,orhan gaziden yalovaya doğru yol alırken yokuşun günün tüm yorgunluğunun üzerine gelmesine sövüyorum,bir yandan dizim acılar için bir tek ölüyü diriltemeyen anestol pomad sürüp devam ediyorum,karahindibam ile İDO ya binip,boş bir koltuğa yığılıp gabriel garcia marquez den öyküler okuyorum.

                                                 






kısaca

Çocukken bisiklet sürememiş,bu aşkı yıllarca içinde taşımız ilk bisikleti ile beş parasız Van da 500 km'yi 10 günde giderek yılların acısını çıkarmış,haritaya kırmızı kalem ile çizdiği Karadeniz(980 km) rotasını 2014 yılında gerçekleştirmiş,karadeniz aşığı olarak tüm karadeniz şehirleri ile birlikte toplam 30 şehiri dolaştı,sırbistan,bosna,karadağ,
arnavutluk,
kosova,makedonya ve bulgaristan rotasını bitirdi.bisikletin yanı sıra analog siyah-beyaz fotoğraf çekmekte,dağ yürüyüşü,zirve tırmanışı,satranç,apaçi kanosuna ilgi duymakta,Yaşar Kemal ve Gabriel Garcia Marquez büyük hayranıdır. AKÜ de öğrenci,en büyük hayali bir gün bisiklet ile VAN-ANJUGRAMAN turu yapmak
karahindiba II toplama bisikletin adı TAŞINIYORUM :)

© Gökkuşağını Kovalamak Tüm hakları fadil pala ya aittir. Giriş Fadıl Pala basın